Kişisel gelişimi engelleyen ilişkiler

Eğitim hayatım boyunca hep bir veya 2 tane en samimi olduğum arkadaşım oldu. Onunla ders çalışır, onunla sinemaya giderdik. Bütün sırlarımı onunla paylaşırdım. Şimdi çevremdeki çocukları izliyorum, onlar da aynılar.

İşin kötüsü bazı insanlar gençlik döneminde edindikleri bu alışkanlığı, daha sonra da devam ettiriyorlar. Oysaki 1-2 kişi ile yapılan bu görüşmeler bizim ufkumuzu daraltıyor ya da sürekli aynı kalmasını sağlıyor. Bir kişi ile yapılan bu sohbetlerin sınırını biraz daha genişletsek, hem çevremiz genişler hem de ufkumuz.

Sosyolog Mark Granovetter, 1973 yılında yazdığı “Zayıf Bağların Gücü” makalesinde ve devamında yaptığı çalışmalarda, az sayıda insanla sıkı bir ilişki içinde olmak yerine, çok sayıda insanla tanışıp nispeten zayıf bağlantılar kurmanın iş yaşamında başarıyı getirdiğini ve bunun da iki temel nedeni olduğunu ortaya koydu:

* Sürekli aynı kişileri görmek, sabit ve sınırlı bir çevreye sahip olmak, kişisel gelişimi engeller.
* Sürekli ve yalnızca birbiriyle iletişim halinde bir grubun tüm üyeleri bir süre sonra birbirinden farksız hale gelir.
* Daha çok sayıda zayıf bağlantınız olduğunda, hareket ve iletişim kabiliyetiniz yükselecektir.
* Farklı sorunlara gerekli çözümleri üretecek kişiler, tanıdıklarınız arasından mutlaka bulunabilirler.

Gençliğimde yaptığım bu tip ilişkilerin kişisel gelişimimi engellediğini hiç düşünmemiştim. Bugün geriye dönüp baktığımda, üstelik Sosyolog Mark Granovetter’in çalışmasının sonucunu okuyunca ne kadar zaman kaybı olduğunu anlıyorum.

Yazinin devamini oku…

İhtiyacını belirle ve yola çık

Bundan üç yıl önce, Mart 2005 de gösterime giren bir animasyon film izledim. Robotlar (Robots). Filmin kahramanı Rodney. Rodney, genç bir mucit. Tek hayali, idolü olan Koca Kaynak ile robotların hayatını kolaylaştıracak icatlar yapmaktır. Hayalini gerçekleştirmek için Robot Şehri’ne doğru yola çıkar. Ancak, amacına ulaşmasının tahmin ettiğinden zor olduğunu görür. Yine de amacına ulaşır.

Bu filmi oğlum ile birlikte izlemiştim. Filmi izlediğimde, oğlum henüz beş yaşındaydı. Şimdi sekiz yaşında. Filmden aklımda kalan ve zihnime kazınan bir cümle var: “ İhtiyacını belirle ve yola çık” Bu söz çok hoşuma gitmişti. Çok anlamlıydı. Bu cümle; bence filmin iletisiydi. Oğlum bunun henüz farkında değildi belki, ama bu sözü ona birkaç kere tekrarlamıştım. “İhtiyacını belirle ve yola çık”. Bir animasyon filminin çocuklara verdiği iletiye bakar mısınız? Ne kadar anlamlı. Ve hayatta ne kadar önemli bir yeri var.

İhtiyaç; gereksinimdir, güçlü istektir. İnsanoğlu, doğumundan ölümüne kadar her an çeşitli ihtiyaçlar duyar. İhtiyaçlar sınırsızdır, denilir. Eflatun’a göre ise; Önemli olan hayatta en çok şeye sahip olmak değil, en az şeye ihtiyaç duymaktır.

İhtiyaç, günlük hayatta en çok kullanılan bir kelimedir. Günlük besin ihtiyacından tutunda, eğitim ihtiyaç analizine kadar, hemen hemen her alanda kullanılır. Sana ihtiyacım var denilir, sana artık ihtiyacım yok denilir, denilir de denilir…
Yazinin devamini oku…

Dış Görünüş mü, Fikirler mi?

‘Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore’ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.’

Ewan 22 yaşına o sene basmıştı, kendinden emin çok zeki ve çok çekici bir genç adam olmanın asaletini taşıyordu. 10 gün sonra Kore’deki bir savaşa katılmak üzere İngiltere’den ayrılacaktı, hiçbir şeyden korkmuyordu ama duygusallığı nedeniyle, ülkesinden ayrılma fikri zor geliyordu ona. Ağır adımlarla büyük kütüphaneden içeriye girdi, bir kitap alıp oturdu ve okumaya koyuldu. Gerçekten de çok güzel temalara değinmiş etkileyici bir kitaptı elindeki, ama daha da güzel olanı kitabı daha önce başkasının da okumuş ve bazı yerlere notlar almış olmasıydı. Okuyanın notlar aldığı bölümler Ewan’i da derinden etkiliyor, notları okudukça sarsılıyordu. Kim olabilirdi bu? Hemen kütüphane memuresine gitti ve daha önce kitabı okuyan kişinin kim olduğunu öğrendi. Holly adında bir kadındı, adresini aldı ve eve varır varmaz bir mektup yazdı:

‘Büyük Kütüphanede bir kitap okudum. Eklediğiniz notlar karşısında hayranlık duyduğumu belirtmeliyim. 10 gün sonra Kore’ye gidiyorum, sizi tanımak ve sizinle mektuplaşmak istiyorum. Cevabınızı sabırsızlıkla bekliyorum.’

Holly’den olumlu cevap geldi ve mektuplar ardı arkasına yazılmaya başlandı. Her yeni mektupta birbirlerinden biraz daha etkileniyor, yüreklerini birbirlerine biraz daha açıyorlardı. 2 sene bu şekilde geçip gitti. Ewan ve Holly birbirlerine belki binlerce mektup yazmış, her mektuptan ayrı tatlar almışlardı. Ewan’ın ülkeye geri dönme zamanı gelmişti, son mektubunda Holly’i görmek istediğini yazdı.

Yazinin devamini oku…

Yeni mezunlar için özgeçmişlerini oluşturmada 4 ipucu

Yılın bu zamanlarında üniversiteden yeni mezun olanlar hayallerindeki işi nasıl bulacaklarını düşünmeye başlarlar. İlanlara göz atılmaya başlanır, görüşmelerde söyleneceklerin provası yapılır ancak ilk adım profesyonelce yazılmış bir özgeçmiştir.
Özgeçmişiniz işverene sizi tanıtan ilk adımdır, bu nedenle yeni mezunlar için sade bir özgeçmiş en yararlısı olacaktır.
İşe yarar bir özgeçmiş için aşağıdaki önerilere bir göz atın…

1) Profesyonel olun

Kendinizi mümkün olan en iyi şekilde tanıtmalısınız çünkü günümüzün iş yaşamında, rekabet gün geçtikçe artıyor ve iyi işleri kapanlar hep en iyiler… İşverenlerin ve insan kaynakları departmanlarının en çok şikayet ettiği konuların başında yetersiz kalan özgeçmişler geliyor. Özgeçmiş yazarken Türkçe’yi doğru kullandığınıza, gramer ya da yazım hatası yapmadığınıza emin olmalısınız.

Yazinin devamini oku…

Stres ile Başa Çıkmanın Yolları

Hepimiz günlük hayatımızda stresin nasıl kurbanı olduğumuzun farkındayız. Peki üstesinden gelmek için neler yapıyoruz? Ya da hiçbir şey yapmadan kendimize zarar vermeye devam mı ediyoruz? Stres beynimizdeki hücrelerin normal hızda çalışımını engeller ve düşünmemizi yavaşlatır. Hepimiz stresli bir gün içinde, yapacak birçok iş varken sanki bütün hücrelerimiz donmuş gibi hissetmişizdir. Ne yapacaktım, ya da nerden başlasam diye düşünürüz. Stresli bir gün geçiriyorsak durumu gözümüzde olduğundan büyük bir hale getiririz. Önümüzde aşılacak koca bir dağ vardır sanki. Unutmayın, zor işler kolay işlerin geciktirilmesiyle ortaya çıkarlar. Bahsettiğimiz, strese neden olan aşamalardan biri. Biz ise, stres zaten gelip kapımızı çalmışsa nasıl başa çıkılır ondan bahsedeceğiz.

21. Yüzyılda stres, halk tabiriyle hastalıkların en hızlı bulaşanı diyebiliriz. Günümüzde Doktor’ a gidip herhangi bir ağrınızdan yakındığınızda bilimsel bir semptom bulunamıyorsa, sosyal açıdan cevap basit: Hastalığınız psikolojik ve stres kaynaklı J Stres hayatımıza işlemiş durumda. Başımıza gelmişken, acaba başa çıkmak için neler yapmalıyız.

Öncelikle; yapacağınız işler her zaman hallolur, fakat stresin vücudunuzda bıraktığı hasarı yıllarca taşımak zorunda kalabilirsiniz.

Yazinin devamini oku…

Sıra Dışı Başarılı Gençler

Image Hosted by ImageShack.us

Başarının sırrı, sadece çok çalışmak değil. Başarının sırrı farklı düşünmek, bir ürün ortaya koymak. Çok insanla tanışmak, kendimizi ve yaptıklarımızı anlatmak. VE ahlaklı durmak… Farklılığı yaratmak, fark atmak “sizden” geçer. Melih ARAT’ın başarılı gençler örneklemeleriyle bunun daha da farkına varacak, fark yaratmanın ne denli önemli olduğu konusunda bir kez daha düşüneceksiniz…

Sıra Dışı Başarılı Gençler

Aykut Karaalioğlu ve Ali Rıza Babaoğlan İtalya, Almanya, Polonya, İspanya, Fransa ve Çin medyasının web sitelerinin ve medyasının söz ettiği iki genç. Aykut ve Ali Rıza, Marro.ws isimli yenilikçi sosyal ağ internet hizmetini geliştirdiler. Bu hizmet nedir? İnternette hoşunuza giden yazıları, marro.ws aracı ile işaretliyorsunuz; ardından sadece işaretlediğiniz bölüme siz ya da başkaları erişebiliyor. Bir web sitesine ya da upuzun bir metne değil, sadece beğendiğiniz bölümler saklanıyor; paylaşılıyor. Böylelikle internet denilen bilgi deryası / bilgi çöplüğünde bulduğunuz yakutlar ve mücevherler açığa çıkarılarak paylaşılabiliyor. Meraklıları marro.ws adresinden deneyimleyebilirler.

Yazinin devamini oku…

Okuyorum, öyleyse varım!

Ünlü düşünür “Düşünüyorum, öyleyse varım” demiş, biz ise “Okuyorum, öyleyse varım” diyenlerdeniz. Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” derdi. Öyleyse okumadan bilgi sahibi olunmazsa, fikirler de okumadan üretilemez. Biz okumadan var olamayız, varlığımızı kanıtlayamayız.

Bugün kalem, kağıt ve mürekkep dünyayı yönetirken hala kitapsız evlerde oturmanın acısını hissetmememiz ne acıdır. Kitapsız, kütüphanesiz evler ki ruhsuz bir ceset gibi bize bakıyor. Yüzlerce lira harcanarak alınan plazma tv’ler baş köşeye kurulurken neden evlerimizde bir kitaplık ihtiyacı duyulmuyor?

Boş zamanlarında kitap okuduğunu söyleyenler, dolu zamanlarının ne zaman olduğunu söyleyebilir mi? Türkiye’de insanlar günde ortalama 6.5 saat TV seyrediyor. Pembe dizilerin, normal dizilerin abonesi olanlar saat 19.00-24.00 kuşağında alabildiğine şiddet, korku ve magazin izlerken zamanlarını doldurduklarını göre, kitap okumak da haliyle boş zaman işi mi oluyor?

İnsanlarımız TV başında kalarak ya da bulvar gazetelerini okuyarak bilgi gibi bir erdeme kavuşamazlar. Hatta gazeteyi okuyan değil de aynı TV seyreder gibi gazeteye bakan insanlar durumundayız. Sonra özenip duruyoruz bir başkasına. Adamlar, seyahatlerinde bile, metroda bile gazete ya da kitap okuyorlar gibi hikayelerle kendimizi avutuyoruz. Onların okudukları kendilerinedir, ya biz ne yapıyoruz ona bakalım.

Yazinin devamini oku…